Ara

Anne ve Oğulları

İnsan, doğumuyla beraber ilk iki yaşına kadar davranış ve karakter olarak ana hatlarıyla anne bebek ilişkisinde belirlenir.

Bütün ataerkil kültürlerde olduğu gibi erkekliğin yüceltilmesi kadınlığın bastırılması bizim ülkemizin de kuşak geçişli büyük bir insanlık kabusudur.  


Erkeği kim dünyaya getirir? 

Bir kadın... 

Bastırılan, özgür varlığı küçümsenen kadının  söz hakkı, dilediğince yaşama hakkı ( okuma, çalışma, kendi ayakları üzerinde durma, kendi yaşamını gönlünce kurma) bir erkeğe (önce babasına sonra da kocasına) bağımlıdır.  Yaşamı boyunca yapmak istedikleri, başarmak istedikleri bir oğlan doğurmasıyla beraber kadın için nihayet oğlu aracılığıyla gerçekleştirilebilir hale gelir. Bu yüzden oğluna siyam ikizi gibi yapışır. 

Oğlunun kendine bağımlı kalmasına, büyüyüp ayrışarak bireyselleşmesine çeşitli yöntemler geliştirerek karşı çıkar. Kendi düşkünlüğü ve mağduriyetini oğluna gösterdiği aşırı ilgi ve yüceltmelerle oğlunun duygu ve davranış yapısına işler. Bu durumda oğlan çocuk kendini gerçekleştirmek yerine annesinin iktidar mücadelesini tatmin etmeye yönelik davranır. Artık oğlunun yaşamının tek ölçüsü annesidir ve neyi nasıl başaracağına, hangi işte çalışacağına, kiminle evlenip evini nasıl idare edeceğini annesinin ölçülerine göre belirler. 

Bu oğul hep çocuk kaldığından genellikle  evlenmekten kaçınır, evlense de eşine bağlanmaktan kaçınır.Anne oğluna gelin seçerken bireyselliği gelişmemiş, kendi sözünden çıkmayacak birini oğlu için münasip bulur. Dolayısıyla bir başka kadın anne- oğul evine girmeyi başarsa bile orada bağımsız varlık gösteremez, oğulu annesinden ayıramaz. Bu duruma isyan ettiğinde hem anne hem de oğlu tarafından şiddetle karşılık bulur.


Diğer yandan her insan kendini gerçekleştirmek ihtiyacı ile büyüme, gelişme çabasındadır. 

Anneden bağımsızlaşamamak erkeği boğan, bireysel gelişimini engelleyen bir durum olarak kendi içine katlanan mutsuz  yaşam hikayelerine dönüşür. Babasının onu kendi tarafına çekiştirmesine karşı çıkar. Babasına galip gelir çünkü anne, babayı yüceltmek yerine kendisini yüceltmesiyle oğul, babasının yerini annesinin gönlünde çoktan almıştır.  Bu durum babasına karşı bir suçluluk duygusuna, annesine içten içe öfke duymasına neden olur. Bu duygularını onlara karşı bastırmasıyla evlendiği karısına yansıtır. 

(Babanın yokluğu ayrı bir pataloji olarak başka bir yazının konusu olsun.) 

Genellikle ilk oğlan çocukları bu durumdan en fazla muzdariptirler. Eğer okumak, çalışmak vs amacı ile erken yaşta evden ayrılabilirse o zaman evde kalan erkek çocuğunu kendine yapıştırır anne. Ama tek erkek evlatsa o zaman evden ayrılsa da duygusal ayrışmayı gerçekleştiremez. Her büyüme aşamasında annesi ile psişik yapışıklığı engel olarak karşısına çıkacaktır.

Bereket versin ki, kentleşme bireyselleşmeyi mümkün kılarak kadını özgürleştiriyor.  Dolayısıyla da bu hastalıklı insan yapısı dönüşüyor günümüzde artık.  Doğa yasaları insandan çok daha güçlüdür. 


Bu yüzden tersine bir tutucu hareket sürdürülemez. İnsanlık kadından doğduğundan kadının temel hak ve özgürlüklerini, kendine, doğasına ihanet etmeyen bir yaşam hakkını geri kazanması kaçınılmazdır.


Tüm annelerin, temel hak ve özgürlüklerini oğullarının aracılığına gerek bırakmayacak şekilde yaşamalarını diliyorum.








Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

​8 mart dünyaemekçi kadınlar günü kutlu olsun!

Cinsiyetler arası ayırımcılık başlayalı binlerce yıl olmuş. Erkek egemenliğini doyasıya dünya nimetlerinden faydalanarak yaşayan insanın eril canlısı bu gücünü paylaşmaya pek niyetli görünmüyor. Yine