Ara

Psikolojik Varlık Olarak İnsan Canlısının Döngüsü

Ne yapıyordu, parmaklarım o çocuğu tutmadan önce?

Ne yapıyordu yüreğim sevgisiyle?

Hiç bu denli net görmemiştim bir şeyi.

Göz kapakları leylak gibi

Ye pervane kadar yumuşak soluğu. Bırakmayacağım.

Ne hile var onda, ne şeytanlık.

Hep böyle kalsın.


Sylvia Plath



Tüm canlı varlıklar içinde yalnızca insan dünyaya geldiği andan itibaren kendini yaşatmaya devam etmek için bu kadar eksik doğar...Varlığını sürdürmesi ve giderek diğer canlı varlıklardan onu ayıran sosyalleşme ve uygarlaşma yani sürekli gelişen bir bilinç içinde, değişim halinde yaratıcı bir varlık olarak gereken donanımı henüz tamamlamamış olarak doğar.


O halde insan deyince aslında bir yandan kendi kendine fiziksel varlığını sürdüremeyecek bir canlıdan bahsediyoruz, diğer yandan da bir toplum içinde sosyal bir canlı varlık olarak yaşamına devam etmesi için davranışsal-psikolojik olarak varlığını geliştirmeye muhtaç bir canlıdan söz ediyoruz.


Annenin önemi de bu durumdan kaynaklanıyor. Hem doğuran hem de yaşamda varlığını sürdürebilmesine destek veren olarak. Annenin iyi eğitim görmüş olması, kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi, doğumundan itibaren destek ihtiyacını dile getirebilmesi şart.


Bebeğin varlık bilinci iç güdüseldir ve anne karnında yapılanmaya başlar. Göbek bağı ile annesine bağlı olan bebek, doğumda göbek bağı kesildiğinde varlık bilincini memeye bağlar. Büyüyüp gelişmesi memenin hem süt ile beslemesine hem de annesinin duygusal rahatlığı ile huzur vermesi sayesinde kendisini güvende hissetmesiyle sağlıklı bir şekilde mümkün olur.


Artık nöro bilimin gelişmesi ile biliyoruz ki bebek annesiyle ayna nöronları aracılığı ile bütüncül bir mesaj ağı içindedir. Yani annenin duygu durumunu kopyalar. Dna, yapısı gereği her yeni gelen mesaj ile yeni kodlar oluşturur. Bu durumda annenin ruh sağlığı açısından da sağlıklı oluşu sağlıklı bir bebek yetiştirmesi için gereklidir.


Bebek ruhsal açıdan gelişmek için başlangıç olarak sağlıklı bir anneye sahip olmalıdır elbette ama bunun yanı sıra ayrıca gelişip olgunlaşması için sosyal bir varlık olmalıdır.

Bu yüzden büyüdükçe eğitim açısından toplum içinde eş değer olanaklara sahip olmalıdır.


Eskiden ergenlik bitimi olarak kabul gören 18 yaş sınırı, bugün üniversite ve meslek eğitimlerini tamamlama yaşı olarak 22-25 yaşlar olarak kabul edilmektedir.


Her insanın eşit eğitim ve iş olanaklarına sahip olması uluslararası insan hak ve özgürlükleri kanunları tarafından da güvence altına alınmıştır.


Kız çocuklarının eğitim ve kendini var etmek için meslek sahibi olmalarını desteklemek sağlıklı bir toplum olmak ve sağlıklı nesiller yetiştirmek için şarttır. Kız çocukların bizzat aileleri tarafından eşya gibi alınıp satılmaları, okula gönderilmemeleri, küçük yaşta evlendirilmeleri en temel insan hakları ihlallerindendir.Henüz ergenliğe yeni girmiş bir kız çocuğunun evlendirilmesi hem fiziksel hem de ruhsal olarak gerçek bir travmadır. Kaldı ki bu durumda bir kız çocuğunun ne cinsel olgunluğa ne de anne olma olgunluğuna sahip olması beklenemez. Bu travma halindeki kız çocuğunun sağlıklı çocuk büyütmesi beklenemez. Sonuç her bakımdan toplumsal bir travmaya dönüşmektedir.


Yetersizlik ve çaresizlik içinde derin depresyon yaşayan bir kız çocuğu evli ve çocuk sahibi anne olmanın sorumluluğu ile aşırı hızla olgunlaşmaya itilirken, ona eşlik etmeye çabalayan erkek de kendisini çaresiz ve öfke içinde bulacaktır.


Toprağa bağlı üretim şeklinde varlığını sürdüren insan topluluğu büyük ebeveynlerin aynı çatı altında yaşamasıyla nispeten daha destekliydi.Ancak günümüzde kentleşmenin getirdiği üretim ve yaşam biçimindeki çekirdek aile içinde küçük gelinler ve damatlar kendilerini yalnız ve çaresiz hissetmekte, çoğu zaman bu evlilikten çıkmak için çareler aramaktadırlar. Sonuç yüksek oranda intiharlar ve eş cinayetlerine kadar geldi bildiğiniz gibi.


Doğum sonrası depresyon diye adlandırdığımız bir depresyon türünün bu kadar artması da bu tam olarak gelişmesini tamamlamamış genç kızların başına gelmekte. Üstelik kentte akranlarının üniversite ya da meslek yüksek okullarında kendilerini geliştirip kariyer yaptıklarını görmekteler. Aynı yaştaki kızların maddi açıdan da kendi ayaklarının üzerinde durabildiklerini, kendilerini geliştirmeye devam ederek canlılıkla sosyal olarak yaşadıklarına şahit olmaktalar. Kendilerinin bunlardan yoksun olduklarını görmek her insanı çekirdek ailesine karşı öfke ile doldurur. Ve bu öfkesi de onu depresyona sürükler. Bu durumdaki birinin sağlıkla emzirmesi, bebeğinin her ihtiyacını anlaması ve gidermesi, sürekli çalışan ve tüm olan bitenleri anlayamayan eşine eşlik edebilmesi imkansızdır.


Hepinize başarılar dilerim

Sevgilerimle


11 Mayıs 2014-İstanbul

Uzman Klinik Psikolog ve Aile Terapisti

Ayşegül Denizci Uğur

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

​8 mart dünyaemekçi kadınlar günü kutlu olsun!

Cinsiyetler arası ayırımcılık başlayalı binlerce yıl olmuş. Erkek egemenliğini doyasıya dünya nimetlerinden faydalanarak yaşayan insanın eril canlısı bu gücünü paylaşmaya pek niyetli görünmüyor. Yine