Ara

İnsanca... Pek İnsanca*

Ecce Homo

Evet, biliyorum nereden geldiğimi

Daim aç bir alev gibi

Yakıp tüketirim kendimi

Işığa döner anladığım herşey

Geride bıraktığım ne varsa kül

Ateş benmişim demek ki


Friedrich NİETZSCHE (İngilizceden çeviren: Şaban Öztürk)


İNSANCA...PEK İNSANCA* “Ecce Homo (Latince: "İşte (bakın) İnsan")dövülmüş, bağlanmış ve dikenlerle taçlandırılmış İsa'yı öfkeli ve nefretlikalabalığa sunan Pontius Pilatus tarafından İsa'yı kastederek söylenmiş vurgulucümle.” *Nietzsche (Menschliches, Allzumenschliches)


Aşağıdaki linkte içeriğini doğrulamak için zaman bulamadığım bir özet var. https://pixxelemon.files.wordpress.com/2012/04/friedrich-nietzsche-ecce-homo.pdf






Kişi nasıl kendisi olur? “Benlik” değeriegoist olmak ile karıştırılır çoğu zaman. Oysa ki “ben” dediğim zaman kendi bütünlüğümünkarşılığını, yani benliği yaratan sınırları anlamalıyız. Ego bu sınırların içinde güdüsel bir parçadır sadece vebireyin varlığını sürdürecek bilgilerle yüklüdür. Hayattan yaş aldıkça, bizi yetiştirmeye çalışanların yaralarının aktarımı ve yaralamaları ile egomuz koruyucu kalkanlar geliştirir. Yaralar derinleştikçe kalkanlar kalınlaşır. Kalkanlar kalınlaştıkça sınırlar daralır. Sınırların daralması bu yaraların derinliği ileölçülebilir. Giderek sıkışık bir alana hapsederiz kendimizi. Hatta belki de bir “kendimiz” olduğunun farkındalığından bile çıkarız. Giderek dar da olsa içinde rahat ettiğimiz bir alanı kabulleniriz. Alanımızı dış sesler belirler. Bu kolayı seçmektir aynı zamanda. Çünkü büyümek, olgunlaşmak kendi sorumluluğunu üstlenmektir ve zordur bu açıdan bakıldığında. Neyi nasıl yapacağımızı söyleyen olunca kendi kararımızın sorumluluğunu taşımamız gerekmez. Bunun için ödeyeceğimiz bedel, kendimizi değersiz hissetmeye devam etmektir. Ve böyle başlar mazoşist ilişkiler döngüsü. Bir çeşit karşılıklı bağımlılık ilişkisi. Hakaret; “ben” değersizliğimiz için, dolayısıyla içine kendimizi hapsettiğimiz rahat bölgemiz için de bir araç haline gelir. İtilmişlerle kakılmışlar birbirini ağırlar.


Bir hocamın kadın sığınma evinde yaptığı terapi seansına katılmıştım. Aradan geçen çeyrek yüzyılda pek bir şey değişmedi bazıları için ve bu böyle devam edecek gibi görünüyor malesef daha uzun çağlar boyunca... Kadının hikayesi çok tanıdıktı. Evli bir adamın nikahsız kuması olarak ondan üç çocuğu vardı. Belki yirmili yaşlarının hemen ilk yıllarını süren bu genç ihtiyar kadının dayaktan ezilmiş bedenine bakınca belkide boşa çıkacak bir emek veriyordu hocam. Kadın sığınma evinde ona ve çocuklarına dayaksız, hakaretsiz, insanca yaşama olanağı verilmiş, bir fabrikada iş bulunmuş, çocuklarına kreş ayarlanmış, kendisine de talihsiz geçmişini dönüştürecek terapi uygulaması başlanmıştı. Bir sonraki seansta kadın sığınma evinin yetkilileri, kadının adama geri döndüğünü söylediler. Bilmediği bir yaşam mücadelesindense tanıdığı mücadeleona daha kolay gelmişti besbelli.


Hakça yaşamak için ödemek gereken bedele hazırmıydı?


Yalnızca çok azımız doğuştan şanslı olabiliyor. Kızım 18 yaşına girerken annemin bana verdiği armağanı bende ona verdim...


Karşıma oturtup, Beş yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun? diye ona sordum.


Başarıyla üniversiteden mezun olup bir iş bulmak ve bu işte başarılı olmak istiyorum dedi.


Ona, Gözlerini kapatıp duy bakalım içinden gelen bu ses kimin sesi? dedim.


Aaa bu babamın sesi dedi.


Bir daha soruyorum; beş yıl sonra kendini nerede görmek istiyorsun? dedim.


Sağlıklı ve mutlu olmak istiyorum, dedi


Şimdi yeniden gözlerini kapat ve iyice işit bu kimin sesi? dedim.


Kızım tereddüt etmeden bu senin sesindedi, dedi


Ben yeniden soruyorum o halde şimdi içinden gelen ses ne diyor? Biraz bekledik... İçimden hiç ses gelmiyor, dedi. İşte hediyeni aldın şimdi dedim.


Kızım bu yıl beklenenden bir yıl erken başarıyla mezun oluyor kendi seçtiği bölümden. Kararlarını verirken bizlere bazen danışır. Son kararı kendisi için kendisinin vermesi gerektiğini öğrenmesi çok sancılı oldu.Bu denli büyük sorumluluk alabilmesi için biz ebeveynleri olarak sunduğumuz desteği kullanışına usulca bıraktık. Bu sözlerim annelere... Kadın olarak kafamızı kumdan çıkarmak için vereceğimiz mücadele yalnız kendimize değil, doğurduklarımıza karşı da yükümlülüğümüzdür. İçindeki çaresiz suçluyu(!) besleyen çilenin son kullanma tarihini bitir. Büyük şehirlere büyük göçten beri çalışmakla kazandığın haklarıözgürlüğün için kullan. Kişisel yaşamına getireceği yalnızlıktan korkma çünkü bu yolda yalnız değilsin ve hiç olmadın.


İnsan bilinci de bedensel evrimi gibi bir evrim geçirmektedir. Homo saphiens, yani “var olduğunu bilen insan”ı bugünkü insanın başlangıcı olarak alırsak, bugün “kendi varoluş amacını arayan insan”a gelinmiştir diyebiliriz. Galiba bilincin yolculuğu “var oluşunun amacını kendi belirleyen insan” a doğru gitmekte. Acı çekmeye olan bağımlılığımız bitince -benim görüşüme göre-kadının kendine ihaneti bitince, o zaman belki gelecek kuşaklara dünyanın güzelliklerini yaşamak kalabilir. Şu biricik mavi gezegen üzerindeki tüm bu zenginlikler,bana göre, cenneti burada ve şimdi farketmek içindir. Latince nasıl denir bilmiyorum ama uzunca bir zamandan beri “varoluşunu acılarla farkedeninsan” devrindeyiz. Bununla beraber burada dile getirmekle, aynı zamandadeğişimin başladığını da kabul etmiş oluyoruz. Düşünceden eyleme geçersek; Toplumsal yaraların iyileştirilmesi için dönüp geleceğimiz yer, bireydeki “benlik” olgusu üzerinde çalışmak olur. Çünkü bundan tam 2500 yıl önce Tao’nun Yolu eserinin yazarı LaoTzu’da doğaya uyumla varlığını geliştiren insanı yazmış. Böyle bir toplum hiç kurulmadı tüm dünyada. Doğanın olanakları üzerinden düşündüğümüzde artık global ekolojik toplumu kurma zamanı geldi. Bunun için gereken toplumsal iyileştirme yeni bir “izm”akımı yaratmakla başlasa da, bütünü içine alan ortak değer ve kavramları yeniden tanımlayarak bilincin beğenisine sunmak gerekir. Cinsel ayrım, erkeği de bir kadının doğurması ve ilkyaşlarında belirlemesiyle belirmekte. O halde kadınlara bu sözlerim... Bizi bize “kadın insan” olarak hissettiren “erkek insan”lar yetiştirmek için gereken kavrama, anlama çabası, yaşamı tüm zenginlikleriyle paylaşmanın hazzı için değecektir. Hala gün doğarken...

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

​8 mart dünyaemekçi kadınlar günü kutlu olsun!

Cinsiyetler arası ayırımcılık başlayalı binlerce yıl olmuş. Erkek egemenliğini doyasıya dünya nimetlerinden faydalanarak yaşayan insanın eril canlısı bu gücünü paylaşmaya pek niyetli görünmüyor. Yine